GÜLMİSAL GÜRSOY
MASAL ADI: CİMRİ

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde deve tellal, pire berber iken masal diyarının birinde cimriliğiyle nam salmış bir adam yaşarmış. Bu adam öylesine cimriymiş ki herkesin yediğine içtiğine bile karışır “Acaba benden bir şeyler çaldılar da onları mı yiyorlar?” diye için için düşünürmüş. O böyle düşüne dursun, bir gün yolu fakir bir aileye düşmüş. Adam bakmış aile fakir, geçmiş karşılarına başlamış onları usul usul, kendince aşağılamaya.


“Yiyecek ekmeğiniz bile yok. Üstünüz başınız dökülüyor. Eğitimsizsiniz, görgüsüzsünüz fakat ben varlıklıyım, üstelik görgülü ve eğitimliyim.”  Cimrinin bu sözlerini duyan fakir ailenin annesi, doğrusu pek şaşırmış, pek de üzülmüş. O, elde yok avuçta yok buna rağmen eşinin vefatından sonra üç kızıyla birlikte ne de büyük bir yaşam mücadelesi vermekteymiş.  O gün ne anne ne de üç kızı cimriye dönüp de tek laf edememiş. Bunun üzerine cimri, züppe tavırlarını sürdürmeye devam etmiş. Kendisini yüceltişlerinin ise hiç ardı arkası kesilmemiş.  Cimri, günlerce o fakir evin yolunu aşındırmış kendini hep methedip durmuş, fakir ailenin ezilip büzülmesinden ise garip bir zevk almış.

Bir gün cimrinin aşağılayıcı tavırları karşısında ezilen annenin aklına dâhice bir fikir gelmiş. “Ne yapmalı ne etmeli kızlardan birini mutlaka bu adamla evlendirmeli.” diyormuş.  “Böylece hepimizin hayatı kurtulur…” Gün olmuş devran dönmüş, anne büyük kızını cimri ile evlendirmeyi başarmış. Anne mutlu,  kız kardeşler ise gelecek güzel günlerin hayaliyle pek bir huzurluymuş. Lakin cimriyle evlenen büyük kızın durumu bir hayli zormuş. Zira evlendiği ilk gün altın sahanda sofraya yemek gelmiş. Kız sahanı görünce o güne kadar hiç dokunmadığı altına dokunmuş, dokunmakla da kalsa iyi adeta bu altın sahanı altındır diye okşamış. Fakat altın, karın doyurmuyor. Karnı da aç. Hevesle sahanın kapağını açmış. Bir de ne görsün. İçinde bir adet nohut. Kız nohudu yemiş. Gözü cimrinin sahanına kaymış. Bakmış onun içinde de bir adet nohut. Cimri de kendi payına düşen nohudu yiyip sofradan kalkmış. Bizim fakir ailenin büyük kızı, “bir türlü karnım aç.” diyememiş. Böylece günler günleri izlemiş. Kızcağız aç kalmış. Gün geçtikçe de takatten düşüp hastalanmış.   Cimri çok sinirlenmiş bu işe. Çıkartıp cebinden 5 lira para vermiş. “Git hamama yıkan, paklan, şu halinden arın” demiş. Bunun üzerine kızcağız düşmüş yola.  Kolunda altın sırma işli bohçasıyla varmış hamamın kapısına. Hamamcı bohçayı görence “Oooo zengin bir hanım geldi.” demiş. Kızcağızı izzet ikramla hamama buyur etmiş. En güzel hamam odasını da ona vermiş. Fakat takatten düşmüş gelin, güçlükle yıkanıp hamamdan çıktığında sıra para ödemeye gelmiş. Çıkarıp cebinden kocasının verdiği parayı hamamcıya uzatmış. Hamamcı “Bu ne?” demiş. “Bu paraya hamam mı olur?” Olurdu olmazdı derken kızcağız oracığa düşüp yığılıvermiş. Yığılış o yığılış. Kızcağız orada can vermiş. Hamamcı varıp ahaliye haber vermeden önce altın sırma işli bohçayı kızın cansız bedeninin yanından usulca almış. “Bu benim hakkımdır.” diyip kendi torbasına atmış. Cimri kocaya da hanımın öldü diye neden sonra haber ulaşmış. Adam dövünüyormuş “Ben şimdi ne yapacağım.  Yeniden düğün dernek mi kuracağım?! Yeni giysiler alıp masrafa mı gireceğim.” Adam söylene söylene kızın annesinin kapısına dayanmış. “Hanım, hanım” demiş “kızın hastalıklı çıktı. Öldü. Bu kadar masrafım da ziyan oldu gitti.” Kızının ölüm haberini alan anne, “evladım” diye feryat etse de adam ısrarla yaptığım masrafların karşılığını isterim diyip duruyormuş. Gözü yaşlı anne, “İyi iyi” demiş. “Bizi acımızla rahat bırak, al öteki kızımı.” İkinci kız da bir karmaşa içinde cimriye gelin olarak verilmiş. O da ablasının sözüm ona borcunu ödeyebilmek için cimriyle evlenmeye istemeye istemeye de olsa rıza göstermiş. Evlenmişler cimri ile ortanca kız. Lakin değişen bir şey yok. Sofraya altın sahan içinde o meşhur nohut yemeği yine gelmiş. Ortanca kız durumdan memnunmuş ama sahanı açıp içinden bir adet nohut çıkınca şaşkınlığı büyük olmuş. Ablasının başına gelenleri tahmin etse de sesini çıkarabilmek ne mümkün. Susmuş oturmuş.” Böylece günler günleri izlemiş ve ortanca kız da takatten düşüp hastalanıvermiş. Cimri çok çok kızmış bu işe. Onu da 5 lira ile hamama yollamış. “Bu halinden git arın, aklan paklan gel.” demiş. Ortanca da gitmiş hamama. Gidiş o gidiş. Dönüşü olmamış. O da yolda düşüp başını vurmuş ve ölüvermiş. Bu arada cimriden önce hamamcıya haber gitmiş. Hamamcı soluğu ortanca kızın ölüsünün başında alıvermiş. Kimse görmeden usulca onunda kolundan altın sırma işli bohçasını sıyırıp kayıplara karışıvermiş. Cimrinin neden sonra haberi olmuş hanımın vefatından. O da koşmuş bir hışım soluğu almış fakir ailenin kapısında… Hanım hanım diye var gücüyle bağırıyormuş evin anasına. İki kızın da hastalıklı çıktı. Bu sefer ki de öldü. Anne ne dedin sen demiş önce şaşırmış sonra başlamış dövünmeye. Ah evlatlarım vah evlatlarım öldüler kuzucuklarım dese de cimri göz açtırmıyormuş anneye. “Bu kadar masraf yaptım. Bu kadar giysi aldım. Nedir benim başıma gelenler?!” diyip duruyormuş bir kere. Anne, evlatlarına mı yansın cimrinin hakaretlerine mi dayansın bilememiş kendince. Cimriye olan sözüm ona borçtan kurtulmak istemiş biran önce. Çaresizlikle “al.” demiş “öteki kızımı da al.” Cimri “yok” demiş bu sefer. “Senin kızların hastalıklı, istemem.” Bunun üzerine küçük kız atılmış. Kendince bir plan kurup ablalarının başına gelenleri öğrenmek istemiş. Kızcağız. “Ben sana varırım. Düğün dernek de istemem. Esbap da aldırmam, masraf da çıkarmam.” Bunun üzerine cimri “iyi” demiş “olur, o zaman, tamam...”  Nikâh kıyılmış sessizce. Küçük kızın aklında hep ablalarının intikamını almak varmış sinsice.  Sabah olmuş altın sahanda nohut, küçük kızın da karşısına çıkmış. Kız adamın huzurunda nohudu ikiye bölmüş, yarısını saklamış yarısını yemiş. Adam bu halden çok etkilenmiş. Kızın etrafında pervane olmaya başlamış ama kız adamı bir türlü yanına yaklaştırmıyor bu gün “hastayım” yarın “başım ağrıyor” diyip kendinden uzak tutuyormuş. Bir gün adam evde yokken annesine haber yollamış. “Her gün muntazam bana bir yiyecek sepeti hazırla ve bey evden çıktıktan sonra da getir.” demiş. Anne bulmuş buluşturmuş, ne yapıp edip kızını doyurmuş. Kız ise sepetle önüne gelen her yemekten yiyor. İki dilim ekmeği de gizli bir yere saklıyormuş. Bir gün konak içinde dolaşırken kilitli bir odayı fark etmiş anahtar deliğinden içeri bakmış yer gök çil çil altın, gümüş doluymuş. Çok şaşırmış bu işe. Sonra anahtar deliğinden bir kere daha bakmak istemiş. Genç bir adam hazinenin başında takatten düşmüş olsa da soluk bedeniyle nasıl da çabalamaktaymış. Altınları gümüşleri bir bir istifleyip saymak için nasıl da gayretteymiş.  Kızcağız kapıyı vurmuş, kendini tanıtmış, “kapıyı lütfen açın” demiş. Ne mümkün. Adam, hiç istifini bozmamış. Hatta korkarak sadece “anahtar bende değil.” diyebilmiş. Kızcağız “Peki o zaman, kapı altından bana iki altın atıverin.” demiş. Bu sözü duyan adamın daha beter beti benzi atmamış mı, eli ayağı birbirine dolanmamış mı?! Kekeleyerek “varın gidin buradan, yoksa bey sizi de beni de öldürür.” Dese de kızcağız ısrarcıymış “Böyle giderse, bir iki güne kalmaz zaten öleceksin be hey adam” diyerek kapı altından sakladığı ekmeklerden iki dilim uzatıvermiş.  Ekmeği fark eden adam neye uğradığını şaşırmış. Koşup ekmeye yapışmış. Telaş içinde bir solukta yiyivermiş. Sonra da ürkerek de olsa iki altın alıp kapı altından kızcağıza uzatıvermiş. Yalnız “ne olur” demiş “beye söylemeyin.”  
Ertesi gün olmuş. Tekrar anne pencerenin altına yiyecek getirmiş. Gelin hanım yiyeceği almış bir güzel karnını doyurmuş iki dilim ekmekle ayırdığı bir miktar yemeği kolunun altına sıkıştırıp kilitli odanın yolunu tutmuş. Yemeği ve ekmekleri bu sefer hiçbir şey söylemeden kapı altından içeri uzatmış karşılığında da 2 altın alıp oradan uzaklaşmış.  Bu hal üzere günler günleri izlemiş. Çil çil altınlar kızcağızın elinde birikmeye başlamış.  

Gün olmuş devran dönmüş. Kadın kocasına yaklaşmış “Bey” demiş “gel biz bir davet verelim.” Bey ayağı kalkmış “olmaz öyle şey” demiş. “Para yok pul yok, bu daveti nasıl vereceğiz.” Kadın “aman bey” demiş “sen biraz pirinç, biraz yağ getir. Biraz da et al. Ben arkadaşlarına nefis bir ziyafet hazırlarım. Sen merak etme.” O güne kadar kendisine yanaşmayan hanımın artık o günden sonra kendisine yanaşacağı ümidiyle adam koşup çarşıya varmış. Alış veriş yapıp eve gelmiş. Bir yumurta kabuğunda yağ, bir yüksekte pirinç, kuşun bir budu kadar da eti alıp hanımın önüne koymuş. Hanım şaşırmış ama böyle birinden de zaten başka ne umabilirdim deyip gülümsemiş. “Allah razı olsun bey” diyerek gelen malzemeleri mutfağa taşımış. Bey bir sedire oturmuş gönül rahatlığıyla sırtını mindere yaslamış. “Oh” demiş “çok şükür. Allah bana tam istediğim gibi bir hanım lütfetti. Karnı tok, gözü pek, sağlıklı, iş bilen bir eşim var. Çok şükür.” Hanım beyin önünde iki salınmış yanaklarına birer küçük buse kondurmuş sonra da “aman efendi” demiş “ne kadar eşin dostun var ise çağır gelsin. Mutluluğumuzu onlarla da paylaşalım.” Adam, heyecanlanmış. Hayran olduğu karısı kendisine nasıl da yanaşmış. Adam kalkmış kahveye varmış. Tam birini ziyafete davet edecek “Yok yok” demiş buna söylemem.  “Alim Allah gelir de benim güçlükle aldığım pirinci bitiriverir”. Cimri adam sonra bir başka tanıdığını görmüş onu da son anda davet etmekten vazgeçmiş. “Yok yok” demiş.  Ona da söylemem. Alim Allah o da gelir falan, eti yer sonra bize bir şey kalmaz.” Böyle diye diye akşam olmuş, adam evine dönmüş. Hanım sormuş: “Arkadaşlarını, dostlarını davet ettin değil mi bey” demiş. Adam mırın kırın edince kadın durumda bir gariplik olduğunu anlamış ve biriktirdiği altınlarla nefis bir ziyafet hazırlayıp, eşin dostun, konunun komşunun yolunu tutmuş. “Bize buyurun, davetimize lütfen gelin” deyip durmuş.  Bunun üzerine eş dost yola koyulmuş. Ziyafet vakti kapı çalınmış içeri üç kişi girmiş. Derken bir kez daha kapı çalınmış bu sefer içeri beş kişi girmiş. Üçtü beşti derken evin içine pek çok kişi doluşmuş. Cimri adam etrafına bir bakmış. “Bunca adamı nasıl besleyeceğiz?” diyip söylenmiş. Mutfaktan kazan kazan pilavlar, etler çıkmaya başlayınca da kendini kaybetmiş. “Gitti bizim pirinç. Gitti bizim et... hepsini götürüyorlar. Hepsini yiyorlar…” demeye başlamış.  Hanım beyin halini görse de aldırmamış, eşi dostu doyurmaya izzet ikramla ağırlamaya devam etmiş. Hanım ikramda bulundukça adam “hepsini mi hepsini mi?” diyip duruyormuş. Adam artık iyice kendini kaybetmiş. “Hepsi hepsi” derken “hepsi senin, hepsi senin” demeye başlamış. Fırsatı ganimet bilen kadın atılmış ortaya “Duyduğunuz mu şahit misiniz ahali? Benim efendi, neyim var neyim yoksa hepsi senin” diyor. Ahaliden bir ses yükselmiş “evet şahidiz. Efendi hepsi senin diyor.” Adam bir kalabalığa bakmış, bir hanımına eyvah paralar gidiyor, yemekler bitiyor. İyice kekeler olmuş. Kan beynine fırlayınca da olduğu yere yığılıp kalmış. Tıpkı genç kadının ablalarının ölümü gibi cimri adam da birkaç dakikanın içinde oracıkta ölüvermiş.  Eve toplanmış ahali, şaşkınmış. Olan bitene anlam veremiyormuş ama  “Allah rahmet eylesin diyen beyinin neyi var neyi yoksa hepsi senin helalindir de diyor ve evden uzaklaşıp gidiyormuş. Genç kadın kendi kendine söylenmiş “Ben cimriyi çekip vurmadım. Merdivenden yuvarlamadım. Kazayla olsa dahi dokunup düşürmedim fakat cimri ölüp gitti. Dostlarına bir lokma yedirmektense canından olmayı tercih etti. Bu nasıl iş”  Böylesi karışık duygular düşünceler içersindeyken kadıncağızın aklına kilitli oda gelmiş. Doğruca odanın yolunu tutmuş. Cimrinin gerçeği apaçık karşısında duruyormuş. Kapıyı kocasından kalan anahtarla açmış ve içerdeki adamı azat edip bir güzel karnını doyurmuş. Ardından hamam yolunda –hamamda- ablalarının başına ne gelmiş olabileceğini öğrenmek istemiş. Bakmış ki hamamcıya borç var. Borcu da ödemiş. Ancak altın sırma işli bohçaların hamamcıda olduğunu anlayınca çıngar çıkarmış. Güçlükle de olsa ablalarının hatırası olan bohçaları hamamcının elinden almayı başarmış, anasını da yanına katarak mutlu, huzurlu, tutumlu ama asla cimri olmayan, hakkın yenmediği, bencilik ve kibirden arınmış bir hayatın içine sevgiyle dalmış.

Masal burada bitmiş. Kahramanlarımızla birlikte masalımız kaf dağının arkasına gitmiş. Ne diyelim mutluluklar dileyelim ve cimri olmayıp hayatımızın ve hayatın önümüze serdiği nimetlerin kıymetini bilelim.

İLETİŞİM BİLGİLERİ:            Kadem Musiki ve Edebiyat Degisi       -          Türk Kültür ve Sanat Derneği - / .......... YAZARA E-POSTA GÖNDERİMİ.........................
Sayfa Başı