GÜLMİSAL GÜRSOY
MASAL ADI: YEPELEK

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde deve tellal iken pire berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken babam kaptı eşeği, anam kaptı beşiği az gittiler uz gittiler, bir masal diyarına varıp yerleştiler. Aradan aylar, yıllar geçti. Yardımsever bir hanım, masal diyarındaki o mahalleyi seçti. Gelip yerleşiverdi, konu komşuyla da hemen kaynaşıverdi. Bu hanım, ne yaşlıydı ne de genç. Ne zengindi ne de fakir. O şu koca dünyada tek başına kalanlardandı. Üstelik ne çoluğu vardı ne çocuğu, ne anası ne babası ne kardeşi ne de herhangi bir akrabası. Yardımsever hanım, sevgi dolu kalbiyle kendine komşularından dostlar edinmişti. Komşuları onun için kardeşten de ileriydi. Kimisi koşar gelir “Dara düştüm, bir akıl ver.” der. Kimisi “Bakkala gidiyorum, bir isteğin var mı?” diye kapıyı çalar, bu arada da hal hatır sorup yarenlik etmeyi kendine kâr sayardı.   Yardımsever hanıma derdini anlatan, ağlaşan çok olurdu. Lakin bir gün bile onun halinden şikâyet ettiğini, “Yalnızlık da ne zor.” bile dediğini gören olmamıştı. Bu kadıncağızın, hastaya müşküle el uzatmadığı, aman dileyene yetişmek için çabalamadığı bir ânı dahi yok gibiydi.  Mahalleli  sevmişti onu bir kere.  Sevdiği kadar da sahiplenmiş ve baş tacı etmişti bir kere. 
Lakin gün oldu devran döndü. Yaz, sonbahar, kış derken komşulardan biri girip olup yatağa düştü. Bizim yardımsever hanım, durur mu hiç! Eline bir tas çorba aldı, çıktı yola. Sağa sola birkaç selam verip, vardı hastanın kapısına.  Hasta ziyareti kısa olur derler. O, girdi içeriye oturdu beş dakika, diğer komşularıyla da bir arada. Hasta gözünü açtı. O gözünü açar açmaz kendi elleriyle içirdi yaptığı çorbayı. Bir ara hastanın yanından uzaklaştı ki geçmiş olsuna gelen diğer üç beş komşuyla sohbete daldı. Çok geçmedi gözü kaydı. Pencereden kendi evine şöyle bir baktı. Perdesi bir ileri bir geri nasıl da oynamaktaydı!  “Eyvah” dedi kadıncağız “evime hırsız girdi.” Bu laf, hastanın kulağına bile gitti.  Zavallıcık yatağında şöyle bir doğruldu. Güçlükle de olsa  “Yok” dedi. “Sen kapını açık koysan bile senin evine hırsız girmez, giremez.” Komşular bu söz üzerine gülüştü.  Onlar da “Kim cesaret eder ki böyle sevilen, sayılan birine zarar vermeye.” diyip eğleşti.  Fakat kim ne derse desin, hırsız girmişti o eve. Talan etmekteydi yavaş yavaş her yeri ince ince. Yardımsever komşumuz kalkmak istedi, evine koşup bakmak istedi. Komşular ve hasta onu kolay kolay bırakmasa da o çıktı yola. Vardı küçücük otağına. Kapı hafif açıktı ama “Hırsız girdi evime.” diyemedi. Çünkü ortada kimseleri göremedi. Ne çalınmış ne çalınmamış onu bile çözemedi. Hal bu olunca ne yapabilecekti! Durdu namaza. Bu sırada arkasından takır tukur sesler gelmeye başladı. Evde belli ki biri vardı. Namaz bitti. O, yüksek sesle yakardı Allah’a. 


“Ya Rabbi” dedi.“Nasip ettiğin sağlığa çok şükür. Bu günlerimi aratma. Elden, ayaktan düşürme, kimselere muhtaç etme. Evlatlarıma da hayırım dokunsun. Onların da her biri hayırlı vatanına, milletine faydalı evlatlar olsun. Bunun için de bir an önce ders çalışmaları lazım biliyorsun.  İbadetlerini de yapıp günü aylaklıkla geçirmemeliler. Aylaklığın sonu hüsran, aylaklığın sonu açlık, sefalet.  Evlatlarıma bunu yaşatma Allah’ım. Onlar hak hukuk bilsinler, harama el uzatmayıp nafakalarının peşinde koşmayı zevk edinsinler.”… Yardımsever komşu, seccadesini böyle diyerek toplayıverdi. Sonra sokak kapısını açtı. Başladı sözüm ona çocuklarını çağırmaya. “Yer yer yepelek, Er er epelek, hadi gelin. Neredeyseniz bir an önce gelin.” Sokak kapısını da açmak yetmedi, pencereye yöneldi. Onu da açıp başladı var gücüyle bağırmaya.  “Evlatlarım Yer yer yepelek, Er er epelek” neredeyseniz, koşup gelin sizleri bekliyorum. Çocuklarım hadi gelin.”… Bu sözü duyan konu komşu “Çocuklarına mı sesleniyor!” dedi, “Var bunda bir iş.”  Vardılar kadıncağızın kapısına. “Hayırdır” dediler, içeri girdiler. Kadıncağız “doğurdum” dedi. “Artık nur topu gibi bir evladım var. Üstelik saçlı sakallı. İnanmayan dolabı açsın da baksın.” Komşular dolabı açtılar. Hırsız çaresiz, aciz bir ifadeyle orada durmakta hatta titremekteydi. Komşular apar topar hırsızı yakaladılar. Ceplerinden çaldıklarını bir bir boşaltıp onu sokağa attılar. Sokağa atmakla da kalsalar iyi, onu çeke sündüre karakoldan içeri de ittiler.    


Yardımsever komşu gönül rahatlığıyla artık bir “oh” dedi. Komşuluk ne de hoş bir şeydi! Hem canını, hem malını o çok sevdiği komşuları nasıl da kurtarıvermişti.  Üstelik Yardımsever komşumuz hiç  çıkar ummamıştı ancak karşısındakine ne vermişse karşılığında da onu alıyordu.  Saygı vermiş ise saygı, ilgi göstermiş ise ilgi, sevgi sunmuş ise sevgi onu, ne yapıp edip buluyordu. Yardımsever komşumuz için için mırıldandı. “Komşu komşunun her zaman külüne dahi muhtaçtı.” 


Bizler bu masal diyarında sevgili komşumuzun başına gelenleri hep birlikte gördük, öğrendik ve masalımız burada bitti ve masalımız kaf dağının arkasına bir bulut olup gitti. Giderken de büyük, küçük hepimize birer soru hediye etti. Komşularımızı tanıyor muyuz acaba?!..

 

İLETİŞİM BİLGİLERİ:            Kadem Musiki ve Edebiyat Degisi       -          Türk Kültür ve Sanat Derneği -/ ...... YAZARA E POSTA GÖNDERİMİ.....
Sayfa Başı